Girişimcilik, Üretim ve Kalkınma Yolculuğum
Ticaret Kazançtan ÖnceGüven Meselesidir
Hayatım boyunca iş dünyasına yalnızca para kazanılan bir alan olarak bakmadım.
Çünkü bana göre ticaret, insanlık tarihinin en eski güven kurumlarından biridir.
Bir sözün senet kadar kıymetli olduğu...
Bir imzanın karakteri temsil ettiği...
Bir alışverişin yalnızca mal veya hizmet değil, aynı zamanda güven transferi olduğu...
bir dünyanın içinde yetiştim.
Bu nedenle iş hayatına bakışım hiçbir zaman yalnızca bilançolardan, rakamlardan ve büyüme grafiklerinden ibaret olmadı.
Nasıl kazanıldığı...
Ne üretildiği...
Kimlere fayda sağlandığı...
Ve ardında nasıl bir iz bırakıldığı...
Benim için sonuçlardan daha önemli oldu.
Çünkü her kazanç aynı değildir.
Her başarı aynı anlamı taşımaz.
Matematik beşin dörtten büyük olduğunu söyler.
Ama ahlak aynı hesabı yapmayabilir.
Helal kazanılmış dört lira, haram kazanılmış beş liradan daha büyüktür.
Bunu hesap makineleri açıklayamaz.
Ama vicdan açıklar.
İş hayatım boyunca da bu anlayışı korumaya gayret ettim.
Girişimcilik Bir Meslek Değil, Bir Karakter Meselesidir
Girişimcilik benim için sonradan edinilmiş bir meslek değil, hayatın doğal akışı içerisinde gelişen bir karakter özelliği oldu.
Çocukluk yıllarımdan itibaren sorumluluk almayı, inisiyatif kullanmayı, üretmeyi ve insanları ortak hedefler etrafında buluşturmayı seven bir yapıya sahiptim.
Belki de bu yüzden hayatımın farklı dönemlerinde yalnızca mevcut yapıların içerisinde yer almakla yetinmedim.
Yeni fikirler geliştirmeye...
Yeni alanlar oluşturmaya...
Yeni imkânlar üretmeye...
Ve yeni hikâyeler yazmaya çalıştım.
Üniversite yıllarında teknoloji alanında kurduğum ilk şirketle başlayan girişimcilik yolculuğum; medya, dış ticaret, sanayi, üretim ve inşaat, yatırım alanlarına uzandı.
Her girişim bana yalnızca iş tecrübesi kazandırmadı.
İnsanı, riski, liderliği ve sorumluluk almayı da öğretti.
2018 yılında yüzlerce şirket ve proje arasından yapılan değerlendirmeler sonucunda Türkiye'nin en başarılı girişimcisi seçildim ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından onurlandırıldım.
Bu benim için yalnızca kişisel bir başarı değil; çalışmanın, üretmenin ve hayal kurmanın karşılık bulabileceğine dair güçlü bir motivasyon kaynağı oldu.
Birikimi Geleceğe Taşımak
Hayatım boyunca kendimi sıfırdan bir şey kurmak ile geçmişten gelen birikimi geleceğe taşımak arasındaki hassas denge içerisinde gördüm.
Geçmişten devralınan tecrübeyi korumanın önemli olduğuna inanıyorum.
Ancak onu olduğu gibi muhafaza etmenin yeterli olmadığını da düşünüyorum.
Her neslin kendi çağının ihtiyaçlarını okuyabilmesi gerekir.
Bu nedenle kökleri geçmişe uzanan kurumsal birikimi korurken, onu yeni dünyanın ihtiyaçlarına uygun şekilde dönüştürmeye ve geleceğe taşımaya gayret ediyorum.
Gelenekten güç alan ama geleceğe bakan bir anlayışın daha doğru olduğuna inanıyorum.
Üretim Bir Medeniyet Meselesidir
Bugün birçok insan üretimi yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değerlendiriyor.
Ben ise üretimin bundan çok daha büyük bir anlam taşıdığına inanıyorum.
Üretim yalnızca fabrika değildir.
Üretim yalnızca makine değildir.
Üretim yalnızca ihracat rakamları değildir.
Üretim; özgüvendir.
Bağımsızlıktır.
Kalkınmadır.
İstihdamdır.
Bilgidir.
Disiplindir.
Ve aslında bir medeniyet meselesidir.
Bir ülke üretebildiği ölçüde güçlüdür.
Teknoloji geliştirebildiği ölçüde özgürdür.
Katma değer oluşturabildiği ölçüde bağımsızdır.
Bu nedenle üretim ve sanayi yatırımlarını yalnızca ticari faaliyetler olarak değil, ülkemizin geleceğine yapılan stratejik yatırımlar olarak görüyorum.
Üretmek, İnşa Etmek ve Değer Katmak
Bugün üretim, sanayi, inşaat ve yatırım alanlarında faaliyet gösteren farklı kurumların gelişimine katkı sunmaya devam ediyorum.
MAKRO FLEXPACK çatısı altında ambalaj sanayiinde üretim kapasitesini geliştirmeye, yeni yatırımlar gerçekleştirmeye ve uluslararası pazarlarda ülkemizi temsil etmeye çalışıyoruz.
Tokat'ta hayata geçirdiğimiz yeni üretim yatırımları da bu anlayışın bir parçasıdır.
Çünkü yatırım yalnızca fabrika kurmak değildir.
Bulunduğu bölgeye istihdam kazandırmak...
Yeni fırsatlar oluşturmak...
Ve geleceğe dair umut üretmektir.
Diğer taraftan EURO STEEL Construction & Engineering çatısı altında endüstriyel çelik yapılar, üretim tesisleri, lojistik merkezleri inşa ederken,
EURO YAPI İnşaat & Taahhüt çatısı altında yaşam alanları oluşturduğumuz farklı konspetlerde yapı projeleri üzerinde çalışmalar yürütüyoruz.
Benim için her üretim tesisi yalnızca bir yapı değildir.
Bir kalkınma hikâyesidir.
Bir istihdam alanıdır.
Ve çoğu zaman bir bölgenin geleceğini değiştirebilecek bir adımdır.
Dünyayı Tanımak, Türkiye'yi Daha İyi Anlamak
Bugüne kadar 30'dan fazla ülkeyi ziyaret ettim.
Bu memleketlerde iş insanları, yatırımcılar, bürokratlar ve karar vericilerle ilişkiler geliştirdim.
Dünya Ticaret Örgütü toplantılarından uluslararası ekonomik forumlara, yatırım görüşmelerinden küresel ticaret platformlarına kadar birçok farklı ortamda bulunma fırsatı elde ettim.
DEİK, TİM, İTO, İSO başta olmak üzere ülkemizin önde gelen iş dünyası kuruluşlarıyla çeşitli seviyelerde çalışmalar yürüttüm.
Bu süreç bana önemli bir gerçeği gösterdi:
Başarılı ülkeleri diğerlerinden ayıran şey yalnızca doğal kaynakları değildir.
Asıl farkı oluşturan şey; kurumları, insan kaliteleri, üretim kültürleri, eğitim seviyeleri ve uzun vadeli vizyonlarıdır.
Bu nedenle dünyayı tanımayı hiçbir zaman yalnızca ticari bir faaliyet olarak görmedim.
Dünyayı anlamanın, Türkiye'yi daha iyi anlamanın yollarından biri olduğuna inandım.
Kalkınmanın Merkezinde İnsan Vardır
Ekonomi önemlidir.
Sanayi önemlidir.
Teknoloji önemlidir.
Ancak bütün bunların merkezinde insan vardır.
Bir şirketin en değerli makinesi insanıdır.
Bir fabrikanın en büyük sermayesi insanıdır.
Bir kurumun gerçek gücü insanıdır.
Bu nedenle iş hayatına yalnızca yatırımlar ve tesisler üzerinden bakmıyorum.
Asıl yatırımın insan yetiştirmek olduğuna inanıyorum.
Bugüne kadar birlikte çalıştığım insanların gelişimini, kurumlarımızın büyümesi kadar önemli gördüm.
Çünkü güçlü insanlar olmadan güçlü kurumlar kurulamaz.
Güçlü kurumlar olmadan da güçlü ülkeler inşa edilemez.
Eser Bırakmak
Hayatım boyunca servet ile eser arasındaki fark üzerine çok düşündüm.
Servet sahibini yaşatır.
Eser ise sahibinden sonra da yaşamaya devam eder.
Bu nedenle iş hayatındaki hedefim yalnızca büyümek olmadı.
Kalıcı değer üretebilmek oldu.
Bir fabrikanın...
Bir markanın...
Bir yatırımın...
Bir istihdam alanının...
Ya da yetişmesine katkı sunduğunuz bir insanın ülkeye bıraktığı katkının kısa vadeli kazançlardan çok daha kıymetli olduğuna inanıyorum.
Geleceğe Dair
Bir ülkenin geleceği yalnızca doğal kaynaklarıyla değil, insan kaynağıyla şekillenir.
Benim için iş dünyası yalnızca ekonomik bir alan değil; ülkemizin kalkınmasına, insanımızın refahına ve geleceğin inşasına katkı sunabilmenin en önemli yollarından biridir.
Bugüne kadar iş dünyasında attığım her adımın arkasında aslında tek bir amaç vardı:
Daha güçlü bir Türkiye.
Daha üretken bir ekonomi.
Daha fazla istihdam.
Daha yüksek katma değer.
Ve gelecek nesillere daha sağlam bir ülke bırakabilmek.
Çünkü gerçek başarı yalnızca büyümek değildir.
Başkalarının da büyüyebileceği bir zemin oluşturabilmektir.
Gerçek zenginlik yalnızca servet biriktirmek değildir.
İnsanlara fırsat oluşturabilmektir.
Ve gerçek miras yalnızca sahip olduklarımız değil, ardımızda bıraktığımız eserlerdir.
Bu nedenle girişimciliği de, üretimi de, yatırımı da yalnızca ekonomik faaliyetler olarak değil; ülkeme ve insanlığa karşı taşıdığım sorumluluğun bir parçası olarak görüyorum.
Çünkü inanıyorum ki büyük ekonomiler yalnızca sermayeyle değil; güvenle, ahlakla, çalışkanlıkla ve üretim kültürüyle inşa edilir.
