İnsan, Aile ve Cemiyet İçin Yolculuğum

Bir Toplumun
Gerçek Zenginliği Nedir?

Bir ülkenin ne kadar altını olduğu konuşulur.
Ne kadar doğal kaynağı olduğu konuşulur.
Ne kadar üretim yaptığı konuşulur.
Ne kadar ihracat yaptığı konuşulur.
Oysa ben hayatım boyunca başka bir sorunun cevabını aradım:
Bir toplumun gerçek zenginliği nedir?
Bana göre bir milletin en büyük serveti ne yer altındaki madenleridir...
Ne fabrikalarıdır...
Ne de sahip olduğu sermayedir...
Bir milletin gerçek serveti yetişmiş insanıdır.
Karakter sahibi insanıdır.
Vicdan sahibi insanıdır.
Sorumluluk sahibi insanıdır.
Çünkü insan kaybedildiğinde geriye yalnızca kalabalıklar kalır.
Medeniyetler önce insanın zihninde kurulur.
Sonra ailelere yansır.
Sonra cemiyete sirayet eder.
Sonra kurumlara dönüşür.
Ve nihayet toplumları şekillendirir.
Bu yüzden hayatım boyunca insanı merkeze alan çalışmaların içerisinde bulunmaya gayret ettim.
Sivil toplumla ilişkim de tam olarak bu anlayıştan doğdu.
Cemiyetçilik Bir Faaliyet Değil, Bir Sorumluluktur
Kendimi bildim bileli insanların bir araya geldiğinde daha büyük işler başarabileceğine inandım.

Çocukluk yıllarımdan itibaren yalnızca kendi hedefleriyle ilgilenen biri olmadım.
İnsanları bir araya getirmeyi...
Ortak hedefler oluşturmayı...
Organizasyonlar kurmayı...
Sorumluluk almayı...
Ve birlikte hareket etmeyi çok önemsedim.

Sınıf başkanlıklarından öğrenci temsilciliklerine, kulüp faaliyetlerinden sosyal sorumluluk çalışmalarına, konsey başkalıklarından dernek-vakıf-federasyon kurmaya kadar birçok organizasyonun içerisinde yer aldım.

Bugün dönüp baktığımda bunların yalnızca faaliyet olmadığını görüyorum.
Bunlar karakter eğitiminin bir parçasıydı.
Çünkü cemiyetçilik insana yalnızca konuşmayı değil, sorumluluk almayı öğretir.
Eleştirmeyi değil, katkı sunmayı öğretir.
Beklemeyi değil, harekete geçmeyi öğretir.
İstanbul Anadolu İmam Hatip'in Bıraktığı İz
Lise eğitimimi Türkiye'nin ilk İmam Hatip okulu olan İstanbul Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde tamamladım.

Bu okul benim için yalnızca eğitim aldığım bir kurum olmadı.
Karakterimin şekillendiği önemli hayat duraklarından biri oldu.

İlk kurumsal organizasyon tecrübelerim, ilk gönüllülük faaliyetlerim ve ilk toplumsal sorumluluk çalışmalarım bu yıllarda başladı.

Aidiyet...
Vefa...
Kardeşlik...
Sorumluluk...
Hizmet anlayışı...
Ve birlikte üretme kültürü...

Bu yılların bana bıraktığı en kıymetli miraslar arasında yer aldı.
Vefa ve Aidiyet
Hayatım boyunca vefanın yalnızca bir duygu değil, bir karakter meselesi olduğuna inandım.

İnsan geçmişine vefalı olmalıdır.
Ailesine vefalı olmalıdır.
Öğretmenlerine vefalı olmalıdır.
Dostlarına vefalı olmalıdır.
Kendisini yetiştiren kurumlara vefalı olmalıdır.
Çünkü köklerini unutan insanlar da toplumlar da zamanla yönlerini kaybederler.

Bugün sahip olduğum her tecrübenin arkasında bana emek vermiş insanlar, kurumlar ve dostluklar olduğunu biliyorum.

Bu nedenle hayatım boyunca başarıdan önce vefayı korumaya çalıştım.
Devlet ile İnsan Arasında
Devlet toplumun en büyük kurumudur.
Ancak toplum yalnızca devletle ayakta kalamaz.

Devlet ile birey arasında aileler, vakıflar, dernekler, meslek kuruluşları ve gönüllü yapılar bulunur.
İşte sivil toplum dediğimiz alan, toplumun nefes aldığı yerdir.
Toplumların dayanışma kapasitesi burada gelişir.
Güven burada oluşur.
Sorumluluk burada öğrenilir.

Bu nedenle sivil toplumu yalnızca sosyal faaliyet alanı olarak değil; güçlü toplumların vazgeçilmez unsuru olarak görüyorum.
Güçlü Aile, Güçlü Cemiyet
Hayatım boyunca güçlü toplumların temelinde güçlü ailelerin bulunduğuna inandım.

Aile insanın ilk okuludur.
İlk ahlak eğitimini aldığı yerdir.
İlk merhameti öğrendiği yerdir.
İlk sorumluluk duygusunu kazandığı yerdir.
İlk karakter inşasının başladığı yerdir.
Bu nedenle aileyi yalnızca bireysel bir mesele olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele olarak görüyorum.

Çünkü aile zayıfladığında cemiyet zayıflar.
Cemiyet zayıfladığında toplumsal dayanışma zayıflar.
Toplumsal dayanışma zayıfladığında ise gelecek nesiller zarar görür.
Vakıf Medeniyeti ve Güçlü Toplum
Tarih boyunca büyük medeniyetler yalnızca devletler tarafından inşa edilmedi.
Devlet ile birey arasında yer alan güçlü ara kurumlar da toplumların taşıyıcısı oldu.

Vakıflar...
Dernekler...
Meslek kuruluşları...
Hayır kurumları...
Ve gönüllü organizasyonlar...
Toplumların dayanışma kapasitesini güçlendirdi.

Türk ve İslam medeniyetinin en büyük güçlerinden biri de vakıf kültürüydü.
Bu nedenle sivil toplumu yalnızca sosyal faaliyet alanı olarak değil, toplumun vicdanı ve dayanışma zemini olarak görüyorum.

Çünkü güçlü demokrasi yalnızca seçimlerle kurulmaz.
Güçlü demokrasi, güçlü bir sivil toplumla yaşar.
Sorumluluk ve Nesil Meselesi
İstanbul Aile Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi olarak çalışmalarımı sürdürürken yalnızca bir vakfın faaliyetlerine katkı sunmaya çalışmıyorum.
Benim için mesele çok daha büyüktür.

Mesele aileyi koruyabilmek.
Mesele insanı koruyabilmek.
Mesele geleceği koruyabilmek.
Çünkü nesil meselesi aslında bir medeniyet meselesidir.

Geleceği inşa etmek istiyorsak önce insanı inşa etmek zorundayız.
İnsanı inşa etmek istiyorsak önce aileyi güçlendirmek zorundayız.
Gençlik ve İnsan Yetiştirmek
Bugüne kadar çok sayıda üniversite programında, lise buluşmasında, konferansta, panelde ve sivil toplum organizasyonunda yer alma fırsatı buldum.

Gençlerle bir araya gelmeyi her zaman önemsedim.
Çünkü gençlere yalnızca bilgi vermenin değil, umut vermenin de önemli olduğuna inanıyorum.

Bir toplumun geleceği gençlerinin kurduğu hayaller kadar büyüktür.
Gençlerle çalışmayı yalnızca bir faaliyet olarak değil, Türkiye'nin geleceğine yapılan en önemli yatırımlardan biri olarak görüyorum.
Çünkü Türkiye'nin en önemli meselesi insan meselesidir.

Ve insan yetiştirmek, geleceği inşa etmektir.
Hizmetkâr Liderlik
Hayat bana liderliğin önde yürümekten önce sorumluluk almak olduğunu öğretti.
Gerçek liderlik insanlara hükmetmek değil, insanlara hizmet edebilmektir.

Makamlar gelip geçicidir.
Görevler gelip geçicidir.
Ancak insanların hayatına yapılan katkılar kalıcıdır.
Bu nedenle bulunduğum her alanda önce sorumluluk almayı, sonra yetki istemeyi doğru buldum.

Çünkü hizmet etmeden temsil etmenin eksik kalacağına inanıyorum.
Hayatın Sonunda
Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız.

Makamlarımız burada kalacak.
Unvanlarımız burada kalacak.
Sahip olduklarımız burada kalacak.
Geride ise başka şeyler kalacak.

Dokunabildiğimiz hayatlar...
Yetişmesine katkı sunduğumuz insanlar...
Koruyabildiğimiz değerler...
Ve ardımızda bırakabildiğimiz hayırlı izler...

Bu nedenle sivil toplumu insan yetiştirmenin, toplumu güçlendirmenin ve geleceğe yatırım yapmanın en kıymetli yollarından biri olarak görüyorum.
Çünkü inanıyorum ki bir toplumun gerçek serveti sahip olduğu binalar değil, yetiştirdiği insanlardır. Bir milletin gerçek gücü sahip olduğu imkânlar değil, koruyabildiği değerlerdir.

Benim bütün gayretim de buna mütevazı da olsa bir katkı sunabilmektir.