Barışı Savaşçılar Kurar
İnsanlar barışı barışçılar kurar zanneder.
Yanlış.
Tarihte kalıcı barışların büyük kısmını savaşçılar kurmuştur.
Bu söz kulağa rahatsız edici gelir. Çünkü savaşçı denince aklımıza öfke gelir. Şiddet gelir. Yıkım gelir.
Barış denince ise tam tersi…
Sükûnet. Uzlaşma. Merhamet.
Fakat dünya, kelimelerin çağrıştırdığı kadar basit değildir.
Bazı kavramlar birbirinin zıddı değil, tamamlayıcısıdır.
Barış ve savaş gibi.
Barış İstemek ve Barış Kurmak
Bir devlet düşünün.
Ordusu yok. Sınırlarını koruyamıyor. Caydırıcılığı bulunmuyor.
Ama sürekli barış çağrısı yapıyor.
Ne olur?
Barış gelmez.
Çünkü barış istemekle barış kurmak aynı şey değildir.
Dünyada birçok insan bu farkı göremiyor.
Barış istemek bir temennidir. Barış kurmak ise irade, güç, akıl ve bedel ister.
Bu yüzden sadece barış isteyen toplumlar değil, barışı koruyabilecek toplumlar ayakta kalır.
Zayıfın Barışı, Güçlünün Barışı
Tarih boyunca zayıflar da barışı istemiştir, güçlüler de.
Ama aynı sebeple değil.
Zayıf olan savaştan korktuğu için barış ister. Güçlü olan ise savaşmak zorunda kalmamak için barış ister.
İkisi arasında büyük fark vardır.
Birisi korkudan doğar.
Diğeri özgüvenden.
Korkudan doğan barış talebi çoğu zaman karşı tarafta merhamet değil, iştah uyandırır. Özgüvenden doğan barış talebi ise caydırıcılık üretir.
Çünkü güçlü olanın barış çağrısı başka duyulur.
Güçsüz olanın barış çağrısı başka.
Barışın Düşmanı Güçsüzlüktür
Barışın gerçek düşmanı her zaman savaş değildir.
Çoğu zaman güçsüzlüktür.
Çünkü güç boşluk kabul etmez. Gücün olmadığı yerde başka bir güç ortaya çıkar.
Sizin kuramadığınız düzeni başkası kurar. Sizin koruyamadığınız sınırı başkası çizer. Sizin savunamadığınız hakkı başkası tanımlamaya başlar.
Sonra siz buna kader dersiniz.
Tarih ise buna mağlubiyet der.
Bu yüzden barış, yalnızca iyi niyetle korunamaz. Barışın arkasında caydırıcılık, disiplin, irade ve gerektiğinde bedel ödeme kapasitesi olmalıdır.
Büyük Barışların Arkasındaki Güç
Roma’nın uzun barış dönemi nasıl doğdu?
Ordularıyla.
Osmanlı’nın üç kıtaya yayılan düzeni nasıl doğdu?
Ordularıyla.
İngilizlerin dünya ticaretini koruyan sistemi nasıl doğdu?
Donanmalarıyla.
Amerikan düzeni nasıl doğdu?
Askerî ve ekonomik üstünlüğüyle.
Hoşumuza gitse de gitmese de büyük barış dönemlerinin arkasında büyük güçler vardır.
Çünkü düzen, yalnızca iyi niyetle kurulmaz.
Düzen, korunabildiği ölçüde düzen olur.
Savaş Kabiliyeti ve Barış Ahlakı
İnsanlar savaşı sadece çatışma zanneder.
Halbuki savaşın daha derin bir anlamı vardır.
Savaş iradedir. Fedakârlıktır. Disiplindir. Risk alabilmektir. Gerektiğinde bedel ödeyebilmektir.
Bu özellikleri kaybeden toplumlar yalnızca savaşma kabiliyetlerini kaybetmezler.
Barışı koruma kabiliyetlerini de kaybederler.
Bugün birçok toplumun yaşadığı kriz budur.
Savaş istemiyorlar.
Bu güzel.
Fakat savaş istememek ile savaşamayacak hale gelmek aynı şey değildir.
Birincisi medeniyettir.
İkincisi çürüme.
Aradaki fark çoğu zaman geç anlaşılır. Anlaşıldığında ise bedel çoktan ödenmeye başlamıştır.
Diplomasi Güçle Konuşur
Diplomasi de böyledir.
Diplomasi, savaşın basit bir alternatifi değildir.
Diplomasi, savaşma ihtimalinin yönettiği müzakere sanatıdır.
Masadaki sözün ağırlığını çoğu zaman masanın altındaki güç belirler.
Bu yüzden diplomasi sadece nezaket değildir.
Güç ile aklın birleşmesidir.
Gücünüz yoksa sözünüz temenniye dönüşür. Aklınız yoksa gücünüz tehdide dönüşür.
Gerçek diplomasi, bu ikisini dengeleyebilmektir.
Türkiye’nin Meselesi
Türkiye’nin önündeki mesele de budur.
Barış isteyen bir ülke olmak mı?
Yoksa barışı koruyabilecek bir ülke olmak mı?
İkisi aynı şey değildir.
Çünkü dünya iyi niyetle değil, dengeyle ayakta durur. Dengeyi ise temenniler değil, güç oluşturur.
Türkiye barış istiyorsa, önce barışı koruyacak kudrete sahip olmak zorundadır. Çünkü coğrafyalar niyetlere göre değil, güç dengelerine göre şekillenir.
Barışın Bedeli
Velhasıl…
Barış güzel bir şeydir.
Fakat barış kendiliğinden ortaya çıkmaz.
Barış korunur.
Barış inşa edilir.
Barışın da bir bedeli vardır.
Ve o bedeli ödemeye hazır olmayan toplumlar, gün gelir savaşın bedelini ödemek zorunda kalırlar.
Bu yüzden tarihin en büyük paradokslarından biri şudur:
Barışı en çok isteyenler değil,
barışı koruyabilecek olanlar barışı kurarlar.
