İnsanlar Neden Güçlüleri Sever?

Zeki Sertan Çelik

Zeki Sertan Çelik

Yazar

İnsanlar Neden Güçlüleri Sever?

İnsanlar adaleti sevdiklerini söyler.

Mazlumdan yana olduklarını söyler.

Haklının yanında durduklarını söyler.

Fakat tarihe baktığınızda başka bir şey görürsünüz.

İnsanlar çoğu zaman güçlüleri sever.

Bu cümle rahatsız edici gelebilir.

Ama biraz düşünelim.

Bir meydanda iki kişi konuşuyor olsun.

Biri haklı.

Diğeri güçlü.

Kalabalık hangisinin etrafında toplanır?

Çoğu zaman güçlünün.

Çünkü insan yalnızca hakikati arayan bir varlık değildir.

Aynı zamanda güvenlik arayan bir varlıktır.


Güç Güven Hissi Verir

Güç insana güven hissi verir.

Adalet ise vicdan hissi.

İnsanların çoğu, vicdanlarından önce korkularıyla hareket eder.

Bu yüzden güçlü insanlar yalnızca hayranlık değil, emniyet duygusu da üretirler.

Güçlü olanın yanında durmak, insanın kendisini daha korunaklı hissetmesini sağlar. İnsan çoğu zaman haklı olanın yanında değil, hayatta kalma ihtimalini artıran tarafın yanında durur.

Bu ahlaki olarak hoşumuza gitmez.

Ama insan tabiatının önemli bir parçasıdır.


Gücün Gölgesinde Büyümek

Tarih boyunca kralların, komutanların ve hükümdarların etrafında oluşan ihtişamın sebebi yalnızca korku değildi.

İnsanlar onların gölgesinde kendilerini büyük hissediyorlardı.

Küçük insan, büyük bir güce yaklaşınca kendi küçüklüğünü unutuyor.

Bu yüzden insanlar başarıya hayrandır. Zenginliğe hayrandır. Makamlara hayrandır. Şöhrete hayrandır.

Çünkü bunların hepsi gücün farklı biçimleridir.

Bir insan güçlü olana yaklaştığında, o gücün bir parçası olduğunu hissetmek ister. Gücün ışığına yaklaşınca kendi karanlığının azaldığını zanneder.

Oysa çoğu zaman sadece gölge değiştirmiştir.


Güç Haklılık İzlenimi Üretir

İlginç olan şudur:

İnsanlar güçlüleri severken çoğu zaman onların ahlakını sorgulamaz.

Çünkü güç, insan zihninde haklılık izlenimi üretir.

Başarılı olanın doğru yaptığına inanılır.

Kazananın haklı olduğuna inanılır.

Yükselenin hak ettiğine inanılır.

Halbuki tarih bunun tersinin örnekleriyle doludur.

Bir savaş kazanmak haklı olmak değildir.

Bir seçim kazanmak haklı olmak değildir.

Bir şirket kurmak haklı olmak değildir.

Bir ülkeyi zenginleştirmek haklı olmak değildir.

Güç ile hakikat aynı şey değildir.

Ama insanlar sık sık bunları karıştırırlar.


Kazanan Hikâyeyi de Yönetir

Belki de bu yüzden mağlup olanlar yalnızca savaşı kaybetmez.

Hikâyeyi de kaybeder.

Kazananlar yalnızca toprakları değil, hafızaları da yönetir.

Kimin kahraman, kimin hain olduğuna çoğu zaman hakikat değil, galip gelenlerin dili karar verir.

Bu yüzden güç yalnızca bugünü yönetmez.

Geçmişi de yeniden yazar.

Hafızayı şekillendirir.

Geleceğin neyi hatırlayacağını belirler.


Modern Dünyada Gücün Yeni Biçimleri

Modern dünyada da değişen pek bir şey yok.

Sosyal medyada milyonlarca takipçisi olan biri konuştuğunda dikkat kesiliriz.

Aynı şeyi sıradan biri söylese dönüp bakmayız.

Çünkü insan zihni gücü fark etmek üzere programlanmıştır.

Eskiden güç taçla, orduyla, sarayla görünürdü.

Bugün takipçi sayısıyla, sermayeyle, medya görünürlüğüyle, unvanla, marka değeriyle görünür.

Ama mekanizma aynıdır.

İnsan, güçlü olanı daha kolay ciddiye alır.


Sorun Güç Değil, Gücü Hakikat Sanmaktır

Peki bu kötü bir şey midir?

Hayır.

Sorun güçlüleri sevmek değildir.

Sorun, gücü hakikatin yerine koymaktır.

Bir toplumun olgunluğu burada ortaya çıkar.

Çocuk toplumlar güçlü olana hayran olur.

Olgun toplumlar güçlü olanın ne yaptığını sorar.

Çocuk toplumlar başarıya tapar.

Olgun toplumlar başarının bedeline bakar.

Çünkü başarı bazen emekle gelir.

Bazen zulümle.

Güç bazen adaleti korur.

Bazen adaleti ezer.

Mesele gücün varlığı değil, hangi ahlaka bağlandığıdır.


Güce Rağmen Hakikati Görebilmek

Aslında insanın içindeki en büyük mücadele de budur:

Güce mi hayran olacağız?

Yoksa gücün arkasındaki hakikati mi arayacağız?

Çünkü güç göz kamaştırır.

Hakikat ise çoğu zaman sessizdir.

Güç kalabalık toplar.

Hakikat çoğu zaman yalnız yürür.

Bu yüzden hakikati sevmek, bazen kalabalığın gittiği yerden uzak durmayı gerektirir. Bazen alkışlananı sorgulamayı, bazen kazananın hikâyesini yeniden okumayı, bazen de güçlü olanın karşısında vicdanı korumayı gerektirir.


Güçlüye Hayran Olmak Değil, Gücü Sorgulamak

Velhasıl…

İnsanlar güçlüleri sever.

Dün de seviyordu.

Bugün de seviyor.

Yarın da sevecek.

Bu, insan tabiatının bir parçasıdır.

Fakat medeniyet dediğimiz şey, güçlüye hayran olmayı değil; güçlüye rağmen hakikati görebilmeyi öğrenme çabasıdır.

İnsanlığın yükselişi de tam burada başlar.

Çünkü gerçek olgunluk, güce tapmak değil; gücü ahlakla, hakikatle ve adaletle sınayabilmektir.

Etiketler:İnsan ve Cemiyet