Sadakat mi Daha Önemlidir, Ehliyet mi?

Zeki Sertan Çelik

Zeki Sertan Çelik

Yazar

Sadakat mi Daha Önemlidir, Ehliyet mi?

İnsanlık tarihi boyunca yöneticiler aynı ikilemle karşı karşıya kalmıştır:

Bana sadık olan insanlarla mı çalışayım?

Yoksa işini en iyi yapanlarla mı?


İlk bakışta cevap bellidir: Elbette işini en iyi yapanlarla.

Fakat hayat bu kadar basit değildir.

Çünkü ehliyet tek başına güven üretmez. Sadakat güven üretir. Sadakat ise tek başına kalite üretmez. Kaliteyi ehliyet üretir.

İşte bütün mesele burada başlar.


Sadakatsiz Ehliyet, Ehliyetsiz Sadakat

Bir devlet düşünün. Bütün makamlar alanının en yetenekli insanlarıyla doldurulmuş olsun. Fakat bu insanlar ortak bir hedefe inanmıyor, ortak bir aidiyet hissetmiyor ve ilk kriz anında birbirlerine sırt çevirecek durumda olsunlar.

Böyle bir yapı güçlü görünür.

Ama uzun süre yaşayamaz.

Şimdi tersini düşünelim.

Herkes birbirine son derece sadık olsun. Aynı davaya inansın. Aynı hedefe yürüsün. Fakat işlerini yapabilecek kapasitede olmasın.

Bu yapı da uzun süre yaşayamaz.

Çünkü sadakat hata yapmayı engellemez. Sadece hataları birlikte yapmayı sağlar.

Demek ki mesele sadakat ile ehliyet arasında tercih yapmak değildir. Asıl mesele, bunların sıralamasını ve yerini bilmektir.

Ehliyetsiz sadakat tehlikelidir. Sadakatsiz ehliyet de tehlikelidir.

Birincisi kurumu içeriden çürütür. İkincisi dışarıdan dağıtır.

Bu yüzden büyük devletler sadece sadık insanlarla kurulmaz. Sadece yetenekli insanlarla da kurulmaz. Hem sadık hem ehil insanlarla kurulur.


Hangisini Bulmak Daha Zor?

Burada başka bir soru ortaya çıkar:

Peki hangisini bulmak daha zordur?

Ehliyeti mi, sadakati mi?

Çoğu insan ehliyeti zor zanneder. Oysa mesele bu kadar basit değildir.

Ehliyet öğretilebilir. Bilgi öğrenilebilir. Tecrübe kazanılabilir. İnsan zamanla yetişebilir, gelişebilir, ustalaşabilir.

Sadakat ise karakter meselesidir.

İnsan bilgi sahibi olabilir ama vefalı olmayabilir. Akıllı olabilir ama güvenilir olmayabilir. Yetenekli olabilir ama ilk fırtınada gemiyi terk edebilir.

Bu nedenle kurumlar çoğu zaman ehliyetten önce sadakat ararlar.

Fakat burada da başka bir tehlike başlar:

Sadakati ehliyetin yerine koymak.

İşte çürümenin başlangıcı budur.


İyi Niyet Yeterli Değildir

Sadakat bir insanı iyi niyetli yapabilir.

Ama yeterli yapmaz.

Ameliyatı iyi niyetli bir doktor değil, iyi doktor yapmalıdır. Uçağı sadık bir pilot değil, iyi pilot uçurmalıdır. Mahkemede sadık bir hâkim değil, adil ve ehil bir hâkim karar vermelidir.

Bunun aksi, kuruma olan sevgiyi kuruma verilen zarara dönüştürür.

Aslında birçok başarısızlığın altında kötü niyet yoktur. Ehliyetsizlik vardır.

Birçok kurum düşmanları yüzünden değil, yanlış dostları yüzünden zarar görür.

Çünkü yanlış yerde duran sadık insan, bazen açık düşmandan daha büyük hasar verebilir. Düşmanın zararı görünürdür. Ehliyetsiz dostun zararı ise çoğu zaman sevgi, bağlılık ve iyi niyet perdesiyle örtülür.


Dengeyi Kurabilmek

Büyük medeniyetler şu dengeyi kurabilenlerdir:

Sadakati karakter ölçüsü yapmak.

Ehliyeti görev ölçüsü yapmak.

Bir insan güvenilir olabilir ama her işi yapamaz. Bir insan çok yetenekli olabilir ama her emaneti taşıyamaz.

Hikmet, ikisini birbirine karıştırmamaktır.

Bugün siyasetten bürokrasiye, şirketlerden vakıflara, üniversitelerden ailelere kadar yaşadığımız birçok problem bu ayrımın kaybolmasından kaynaklanıyor.

Kimi yerde sadakat ehliyeti boğuyor. Kimi yerde ehliyet sadakati küçümsüyor.

Oysa bir kuş tek kanatla uçamaz.

Kurumlar da öyle.

Sadece sadakatle yükselemezler. Sadece ehliyetle de ayakta kalamazlar.

Gerçek başarı, güven ile kabiliyetin aynı insanda buluşabildiği ölçüde mümkündür.

Ve belki de bir toplumun medeniyet seviyesi, tam olarak bu insanları yetiştirebildiği ölçüde anlaşılır.

Çünkü medeniyet, yalnızca büyük kurumlar kurmak değil; o kurumları taşıyacak güvenilir ve ehil insanlar yetiştirmektir.

Etiketler:Siyaset ve Devlet Tasavvuru