Zenginlik Nedir?
İnsan zengin olmak ister.
Fakir olmak isteyen insan yoktur.
Fakat enteresan bir şekilde insanların çoğu zenginliğin ne olduğunu bilmez. Parayı bilirler. Mülkü bilirler. Makamı bilirler. İmkânları bilirler.
Ama zenginliği bilmezler.
Bu yüzden de zenginleşmeye çalışırken fakirleşirler.
Sahip Olmak ve Zengin Olmak
Bir insanın banka hesabında milyonlar olabilir.
Yine de fakir olabilir.
Bir başkasının ise çok az şeyi vardır.
Ama zengindir.
Bu söz ilk bakışta teselli gibi gelir. Halbuki değildir. Çünkü zenginlik ile sahip olmak aynı şey değildir.
Sahip olmak dışarıda olanla ilgilidir. Zenginlik ise içeride olanla.
Bir insanın neye sahip olduğu önemlidir. Fakat sahip olduğu şeylerle nasıl bir ilişki kurduğu daha önemlidir.
Çünkü insan bazen sahip olduklarını yönetir.
Bazen de sahip oldukları insanı yönetir.
Fakirlik Hissi Nasıl Başlar?
Çocuklara dikkat edin.
Bir çocuğun neredeyse hiçbir şeyi yoktur. Fakat kendisini fakir hissetmez. Çünkü sahip olduklarıyla değil, ulaşabildikleriyle yaşar.
Fakirlik hissi çoğu zaman sonradan gelir.
İnsan kendisini başkalarıyla kıyaslamaya başlayınca…
Zenginlik azalmaz.
Mukayese artar.
Ve mukayese arttıkça insanın içindeki fakirlik duygusu büyür.
Çünkü kıyas, insanın elindekini küçültür; başkasının elindekini büyütür.
Arzu ile İmkân Arasındaki Denge
Doğu toplumlarında zenginlik çoğu zaman gösterişle ölçülür. Batı toplumlarında ise imkânla.
İkisi de eksiktir.
Çünkü zenginlik ne gösteriştir ne de sadece imkân.
Zenginlik, insanın imkânlarıyla arzuları arasındaki dengedir.
Arzular imkânlardan hızlı büyüyorsa insan fakirdir.
Serveti ne olursa olsun.
Bu yüzden bazı insanlar kazandıkça yoksullaşır. Ev büyür. Araba büyür. Çevre büyür. Masraflar büyür. Kaygılar büyür.
Ama insan küçülür.
İç dünyası daralır. Sahip olduklarının bekçisi haline gelir. Zenginleştiğini zannederken köleleşir.
Daha Çok Sahip Olmak Yetmez
Modern ekonomi insanlara daha çok sahip olmayı öğretiyor.
Ama daha az istemeyi öğretmiyor.
Sorun da burada başlıyor.
Çünkü insanın serveti arttıkça arzuları da artıyorsa, ortada gerçek bir zenginleşme yoktur.
Sadece rakamların büyümesi vardır.
Rakamlar büyürken insanın huzuru küçülüyorsa, buna zenginleşme demek zordur.
Çünkü gerçek zenginlik, yalnızca imkânların çoğalması değildir. İhtiyaçların, arzuların ve korkuların insanı esir almamasıdır.
Kanaat Nedir?
Tasavvuf ehli bu yüzden kanaatten bahsetmiştir.
Fakat kanaat çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır.
Kanaat tembellik değildir. Yoksulluğu kutsamak değildir. Üretmekten vazgeçmek değildir.
Kanaat, sahip olduklarının sahibi olabilmektir.
Onların sana sahip olmaması.
Bir insan çalışabilir, üretebilir, kazanabilir, büyüyebilir. Fakat bütün bunların içinde iç dengesini kaybetmiyorsa, işte orada kanaat vardır.
Kanaat azla yetinmek değil, çokla azmamak demektir.
Toplumlar da Fakirleşebilir
Bir toplum için de durum aynıdır.
Millî gelir artabilir. Şehirler büyüyebilir. Fabrikalar çoğalabilir. İhracat yükselebilir.
Fakat toplum yine de fakirleşebilir.
Nasıl mı?
Güven azalıyorsa…
Aile zayıflıyorsa…
İnsanlar birbirine yabancılaşıyorsa…
Çalışmak sadece tüketmek için yapılıyorsa…
Ortada zenginlik değil, hareket vardır.
Bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca ürettiği mallarda değil, ürettiği anlamdadır. İnsanlarına verdiği güvende, ailelerine sunduğu huzurda, şehirlerine kattığı ruhta, ilişkilerine taşıdığı merhamettedir.
Modern Çelişki
Bugün insanlığın önemli bir kısmı büyük bir çelişki yaşamaktadır.
Tarihin en büyük üretim kapasitesine sahibiz. Fakat aynı zamanda tarihin en büyük tatminsizliklerinden birini yaşıyoruz.
Daha çok şeye sahibiz.
Daha az huzura.
Daha çok imkânımız var.
Daha az doygunluğumuz.
Demek ki mesele yalnızca üretmek değildir.
Demek ki mesele yalnızca tüketmek de değildir.
Asıl mesele, sahip olduklarımızla nasıl bir hayat kurduğumuzdur.
Gerçek Zenginlik
Belki de zenginlik, insanın sahip olduklarının miktarında değil; sahip olduklarıyla kurduğu ilişkidedir.
Çünkü para araçtır. Mülk araçtır. Şirket araçtır. Devlet bile araçtır.
Araçları amaç haline getiren insan er ya da geç fakirleşir.
Dışarıdan değilse bile içeriden.
Bu yüzden bir insanın ne kadar zengin olduğunu anlamak için servetine değil, korkularına bakmak gerekir.
Kaybetmekten ne kadar korkuyor?
Daha fazlasına ne kadar muhtaç hissediyor?
Sahip oldukları onu ne kadar yönetiyor?
Bu soruların cevabı bazen banka hesaplarından daha doğru sonuç verir.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarının artması değildir.
İnsanın kendisine yetebilmesidir.
