Türkiye’nin Yeni Medeniyet Arayışı

Zeki Sertan Çelik

Zeki Sertan Çelik

Yazar

Türkiye’nin Yeni Medeniyet Arayışı

Türkiye uzun zamandır kalkınmayı konuşuyor.

Daha fazla üretim, daha fazla ihracat, daha fazla teknoloji, daha fazla yatırım…

Bunların her biri elbette önemlidir. Fakat belki de bütün bu hedeflerden önce kendimize daha temel bir soru sormamız gerekiyor:

Biz gerçekten neyin peşindeyiz?

Çünkü insan, nereye gideceğini bilmeden hızlanırsa ilerlemez; sadece savrulur. Milletler için de durum farklı değildir. Bir ülkenin büyüklüğü yalnızca ekonomisiyle, ordusuyla ya da nüfusuyla ölçülmez. Bunlar çoğu zaman sonuçtur. Asıl mesele, o sonuçları doğuran zihniyettir.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde yüksek binalar, büyük şirketler ve güçlü ordular var. Fakat bunların hiçbiri tek başına medeniyet değildir.

Medeniyet; insanın kendisiyle, toplumuyla, tabiatla ve zamanla kurduğu ilişkinin seviyesidir. Bu yüzden bazı toplumlar zengin oldukları halde huzursuz, güçlü oldukları halde güvensiz, kalabalık oldukları halde yalnız olabilir.

Çünkü medeniyet ile refah aynı şey değildir.

Refah satın alınabilir; medeniyet inşa edilir.


Geçmiş ile Gelecek Arasında Sıkışmak

Türkiye’nin son iki yüz yılına baktığımızda dikkat çekici bir manzara görürüz. Bir tarafta sürekli Batı’yı yakalama arzusu, diğer tarafta sürekli geçmişe dönme isteği vardır.

Bir taraf kurtuluşu gelecekte arar. Diğer taraf geçmişte.

Oysa ne geçmiş geri gelir ne de başkasının geleceği bize ait olabilir. Milletler ödünç hayallerle yükselemez. Her millet, kendi hikâyesini yazmak zorundadır.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, yalnızca yeni bir ekonomik program değildir. Bundan daha önce, daha derinde ve daha belirleyici olan şey; yeni bir medeniyet iddiasıdır.


Asıl Kriz: İstikamet Krizi

Bugün karşı karşıya olduğumuz temel kriz sadece ekonomik bir kriz değildir. Daha derinde bir güven krizi, aidiyet krizi ve istikamet krizi vardır.

İnsanların birbirine, kurumlara, geleceğe ve ortak değerlere duyduğu güven zayıfladığında, ekonomik başarı da kalıcı olamaz. Çünkü kalkınma yalnızca rakamlarla değil, insanın kendini ait hissettiği bir anlam dünyasıyla mümkündür.

Yeni medeniyet arayışı, yalnızca daha güçlü bir devlet kurma arayışı değildir. Daha güçlü bir insan, daha güçlü bir toplum ve daha güçlü bir ahlak inşa etme arayışıdır.

Medeniyetin özü de tam olarak budur:

İnsanı büyütmek.

Çünkü insan büyürse devlet de büyür. İnsan küçülürse hiçbir kurum onu kurtaramaz.


Yeni Yüzyılın Sorusu

Türkiye’nin yeni yüzyıldaki en büyük meselesi yalnızca nasıl daha zengin olacağı değildir. Elbette üretim, teknoloji, yatırım ve ihracat önemlidir. Fakat bütün bunların hangi insan tasavvuruna, hangi toplum anlayışına ve hangi ahlaki zemine yaslanacağı daha önemlidir.

Asıl kalkınma; insanı, toplumu ve ortak geleceği birlikte büyütebilmektir.

Bu yüzden yeni yüzyılın asıl sorusu şudur:

Nasıl daha zengin olacağız?

değil,

Nasıl daha büyük bir medeniyet olacağız?

Türkiye’nin yeni medeniyet arayışı, tam da bu soruya verilecek sahici cevapla başlayacaktır.

Etiketler:Siyaset ve Devlet Tasavvuru