Demokrasiler Sandıkta Kazanır, Mahkemede Kaybeder
Bir siyasi parti seçime girer.
Kampanya yapılır. Delegeler yarışır. Kurultaylar toplanır. Oylar kullanılır.
Sonunda kazanan çıkar.
Kaybeden çıkar.
Demokrasinin tabiatı budur.
Fakat bazen siyasetin kendi içinde çözmesi gereken meseleleri hukuk çözmeye başlar. İşte tehlike tam burada başlar.
Çünkü hukuk ile demokrasi aynı şey değildir. Birbirine düşman da değildir. Fakat birbirinin yerine geçemez.
Mahkeme salonları adalet üretmek için vardır. Siyaset ise meşruiyet üretmek için.
Biri haklıyı arar. Diğeri çoğunluğu. Biri normlarla konuşur. Diğeri milletle.
Bu iki alanın sınırları bulanıklaştığında yalnızca siyaset zarar görmez.
Hukuk da zarar görür.
Mesele Bir Parti Meselesi Değildir
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı etrafında yaşanan tartışmaların özü de budur.
Mesele yalnızca CHP değildir.
Mesele yalnızca bir kurultay da değildir.
Asıl mesele şudur:
Bir siyasi irade nerede başlar?
Bir mahkemenin müdahale alanı nerede biter?
Demokratik sistemler kusursuz değildir. Hiçbir seçim kusursuz değildir. Hiçbir kurultay kusursuz değildir.
İnsan olan yerde hata vardır. İhtiras vardır. İkna vardır. Pazarlık vardır. Rekabet vardır.
Zaten demokrasi de kusursuz insanların değil, kusurlu insanların rejimidir.
Bu yüzden demokratik düzenin asıl değeri, hatasız işlemesinde değil; hataları siyasal meşruiyet içinde düzeltebilmesindedir.
Sandığın Bir Sonu Olmalı
Bugün bir kurultayın sonucu yıllar sonra mahkeme kararıyla tartışmaya açılabiliyorsa, yarın herhangi bir siyasi partinin kongresi de açılabilir.
Bugün delegelerin iradesi sorgulanıyorsa, yarın seçmenlerin iradesi de sorgulanabilir.
Bugün kurultay salonuna giren hukuk, yarın sandık başına kadar yürüyebilir.
Bu yüzden mesele bir parti meselesi değil, sistem meselesidir.
Demokrasilerde seçimlerin bir kazananı vardır. Fakat daha önemlisi, bir sonu vardır.
Seçim sonuçlarının kesinleşmesi, demokratik düzenin sigortasıdır. Çünkü siyaset sürekli geçmiş seçimleri tartışarak yaşayamaz. Sürekli geriye bakarak ilerleyemez.
Millet iradesi her an yeniden yargılanacaksa, hiçbir siyasi sonuç kalıcı olamaz.
Suç Ayrı, Meşruiyet Ayrı
Elbette hukuk dışı fiiller soruşturulmalıdır.
Rüşvet varsa araştırılmalıdır. Suç varsa cezalandırılmalıdır. Kimse hukukun üstünde değildir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok ince bir çizgi vardır:
Bireysel suç ile kurumsal meşruiyet aynı şey değildir.
Bir kişinin işlediği fiil ile milyonlarca insanı temsil eden siyasi irade aynı kefeye konulamaz.
Aksi halde hukuk, adalet dağıtan bir mekanizma olmaktan çıkar; siyasal sonuç üreten bir aktöre dönüşür.
Bu ise hem hukuku yorar hem demokrasiyi zayıflatır.
Çünkü hukuk, siyasetin kirini temizleyebilir. Fakat siyasetin yerine geçmeye başladığında kendi meşruiyetini de tartışmalı hale getirir.
Siyasi Partiler Sıradan Kurumlar Değildir
Türkiye’nin siyasi tarihi bu konuda önemli derslerle doludur.
Bir dönem siyasi partiler sıradan dernekler gibi görüldü. Sonra anlaşıldı ki mesele bundan çok daha büyüktür.
Çünkü siyasi partiler yalnızca tüzel kişilik değildir. Onlar millet iradesinin örgütlenmiş halidir.
Bu nedenle anayasa siyasi partileri “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları” olarak tanımlar.
Bu ifade tesadüfen yazılmış değildir.
Bir anayasal tercih beyanıdır.
Siyasi partilere müdahale, yalnızca bir kuruma müdahale değildir. Çoğu zaman temsil ilişkisine, siyasal rekabete ve millet iradesinin örgütlenme biçimine müdahaledir.
Bu yüzden demokratik devletlerde mahkemeler seçim kazanmaz. Parti yönetmez. Kurultay yapmaz. Aday belirlemez.
Millet adına karar verir ama millet yerine karar vermez.
Aradaki fark son derece önemlidir.
Demokrasi Doğru Karar Rejimi Değil, Meşru Karar Rejimidir
Demokrasi yalnızca doğru karar verme rejimi değildir.
Meşru karar verme rejimidir.
Bazen millet yanlış tercih yapabilir. Bazen delegeler yanlış tercih yapabilir. Bazen siyasi partiler yanlış yönetilebilir.
Fakat bu yanlışların düzeltilme adresi öncelikle yine siyasetin kendisidir.
Kurultaydır.
Sandıktır.
Millettir.
Aksi halde ortaya yeni bir vesayet biçimi çıkar. Seçilmişlerin yerine atanmışların değil; siyasetin yerine yargının geçtiği yeni bir alan oluşur.
Bu durum ne hukuku büyütür ne de demokrasiyi güçlendirir.
Her ikisini de zayıflatır.
Sandıkta Kurulan Mahkemede Bozulursa
Velhasıl…
Demokrasiler kusursuz olduğu için değil, meşru olduğu için değerlidir.
Siyaset bazen gürültülüdür. Bazen yorucudur. Bazen adaletsiz görünür. Bazen de kendi içinde ağır krizler üretir.
Fakat çözüm, siyasal mücadeleyi mahkeme koridorlarına taşımak değildir.
Çünkü siyaset sandıkta kurulup mahkemede bozulmaya başladığında, kaybeden yalnızca bir parti olmaz.
Kaybeden demokrasi olur.
Ve demokrasiler en çok, milletin verdiği kararın millet adına başka merciler tarafından yeniden yazılmaya çalışıldığı zamanlarda yara alır.
Çünkü sandıkta kazanılan meşruiyet, mahkeme salonlarında sürekli askıda tutulursa, milletin iradesi karar olmaktan çıkar.
Dava dosyasına dönüşür.
