Devletlerin Dostu Yoktur Sözü Neden Yanlıştır?
Uluslararası ilişkiler üzerine konuşulan hemen her ortamda aynı cümleyi duyarız:
Devletlerin dostu yoktur, çıkarları vardır.
Bu söz o kadar çok tekrar edildi ki artık neredeyse sorgulanmıyor. Hatta çoğu insan bu cümleyi duyunca derin bir hakikat işitmiş gibi başını sallıyor.
Oysa bu söz eksiktir.
Eksik olduğu için de yanıltıcıdır.
Çünkü “devletlerin dostu yoktur” demek, sanki insanların dostluğu çıkardan tamamen bağımsızmış gibi bir varsayıma dayanır.
Peki insanların dostluğu gerçekten çıkardan bağımsız mıdır?
Değildir.
Bir insan diğerine neden bağlanır? Kendini iyi hissettiği için. Güvendiği için. Anlaşıldığını düşündüğü için. Zor zamanda yanında olacağını bildiği için.
Yani dostluk dediğimiz şey de aslında karşılıklı fayda üretir.
Bunun adına menfaat demek istemiyoruz. Çünkü menfaat kelimesini kirlettik. Ama hakikat değişmiyor.
Dostluk da bir fayda ilişkisidir.
Aşk da.
Aile de.
Ortaklık da.
Devletler de bunun dışında değildir.
Çıkar ile İhanet Aynı Şey Değildir
Asıl mesele çıkarın varlığı değildir.
Asıl mesele çıkarın nasıl tanımlandığıdır.
Bugün insanlar çıkar ile ihaneti birbirine karıştırıyor. Halbuki bunlar aynı şey değildir.
Bir devlet kendi çıkarını koruyabilir. Bu normaldir. Hatta devlet olmanın gereğidir.
Fakat dostunu satıyorsa başka bir şey yapıyordur.
Çıkarını değil, karakterini gösteriyordur.
Çünkü her çıkar hesabı ihanete dönüşmek zorunda değildir. Nasıl ki bir insan kendi menfaatini düşündüğü için dostluğunu bitirmiş sayılmazsa, bir devlet de çıkarını gözettiği için dostsuz kabul edilemez.
Asıl mesele, çıkarın sadakati yok edip etmediğidir.
Olgun Dostluklar
Tarih boyunca uzun ömürlü ittifaklara bakalım.
İngiltere ile Amerika…
Osmanlı ile Kırım Hanlığı…
Türkiye ile Azerbaycan…
Bunlar tamamen duygusal ilişkiler değildi. Fakat tamamen çıkar ilişkileri de değildi.
Ortak hafıza vardı. Ortak tehdit vardı. Ortak gelecek tasavvuru vardı. Ortak aidiyet duygusu vardı.
Yani dostluk vardı.
Fakat çocukça bir dostluk değil.
Olgun bir dostluk.
Çünkü devletler arasındaki dostluk, romantik bir bağlılık değildir. Hesap içerir. Risk içerir. Denge içerir. Bazen fedakârlık içerir.
Ama bütün bunlar dostluğu ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, gerçek dostluğun ciddiyetini gösterir.
Devlet Aklı ve Millet Hafızası
Diplomasinin en büyük yanılgılarından biri, duyguları tamamen reddetmesidir.
Sanki devletler makinedir. Sanki milletlerin hafızası yoktur. Sanki tarih sadece rakamlardan, anlaşmalardan ve güç dengelerinden ibarettir.
Oysa devletler akılla yönetilir.
Ama milletler duygularla yaşar.
Devlet aklı ile millet hafızası birbirinden koparsa ortaya kimliksiz bir güç çıkar.
Böyle güçler büyüyebilir.
Ama kalıcı olamaz.
Çünkü kalıcılık sadece çıkar hesabıyla kurulmaz. Hafızayla, güvenle, aidiyetle ve anlamla kurulur.
Amerika ile İngiltere arasındaki ilişkiyi sadece çıkarla açıklayamazsınız. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi de. Rusya’nın Slav dünyasına yaklaşımını da. Fransa’nın Afrika’daki etkisini de.
Bunların hepsinde çıkar vardır.
Ama çıkarın yanında aidiyet de vardır. Hatıra da vardır. Alışkanlık da vardır. Duygu da vardır.
Diplomasi Aidiyet Yönetimidir
Diplomasi yalnızca güç yönetimi değildir.
Aynı zamanda aidiyet yönetimidir.
Bu yüzden bazı devletler güçlü olduğu halde yalnızdır. Bazı devletler ise daha zayıf olduğu halde etki sahibidir.
Çünkü insanlar yalnızca gücün etrafında toplanmaz.
Anlamın etrafında da toplanırlar.
Soğuk Savaş boyunca Amerika yalnızca ekonomik güç satmadı. Bir hikâye sattı. Bir gelecek tasavvuru sattı.
Sovyetler Birliği de aynı şeyi yaptı.
İnsanlar yalnızca tanklara, fabrikalara ya da füzelere bağlanmadılar.
Temsil edilen dünyaya bağlandılar.
Bu yüzden büyük güç olmak yalnızca imkân üretmek değildir. Bir anlam dünyası, bir aidiyet alanı ve bir gelecek fikri üretebilmektir.
Pazarlık ve Diplomasi Arasındaki Fark
Bugün dünya siyasetinde yaşanan krizlerin önemli bir kısmı da buradan kaynaklanıyor.
Devletler çıkar hesaplıyor.
Milletler ise anlam arıyor.
Birisi rakamlara bakıyor.
Diğeri hikâyelere.
Birisi bugünü düşünüyor.
Diğeri geçmişi ve geleceği.
İkisini birlikte okuyamayanlar diplomasi yaptığını zannediyor.
Aslında sadece pazarlık yapıyor.
Oysa diplomasi, kısa vadeli çıkarı uzun vadeli güvenle birlikte düşünebilme sanatıdır. Sadece bugünü kurtaran ama yarının hafızasında yara bırakan hamleler, devlet aklı değil; stratejik miyopluktur.
Türkiye’nin Dostluk Meselesi
Türkiye’nin önünde de böyle bir mesele var.
Biz yalnızca güçlü bir devlet mi olmak istiyoruz?
Yoksa etrafında gönüllü dostluklar kurabilen güçlü bir devlet mi?
İkisi aynı şey değildir.
Çünkü korkuyla kurulan ilişkiler, güç azalınca biter. Fakat güvenle kurulan ilişkiler nesiller boyu yaşayabilir.
Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada kalıcı etki üretmesi, yalnızca askeri, ekonomik ve teknolojik gücüne bağlı değildir. Aynı zamanda güven verebilmesine, hafıza inşa edebilmesine ve dostluklarını günübirlik pazarlıkların ötesine taşıyabilmesine bağlıdır.
Güç sizi masaya oturtur.
Güven sizi masada tutar.
Çıkarla Sadakati Birlikte Taşımak
Velhasıl…
“Devletlerin dostu yoktur” sözü eksiktir.
Devletlerin dostları vardır.
Ama o dostluklar çocukların dostluğuna benzemez.
Çıkar içerir. Hesap içerir. Risk içerir. Fedakârlık içerir.
Tıpkı gerçek dostluklar gibi.
Mesele dostluğun olup olmaması değildir.
Mesele, çıkar ile sadakati aynı çatı altında yaşatabilecek olgunluğa sahip olmaktır.
Diplomasinin en zor tarafı da tam olarak budur.
