En Tehlikeli Barbarlar Kravat Takar
İnsanlar barbar deyince gözlerinin önüne sakallı savaşçılar gelir.
Kılıçlar gelir.
Yağmalar gelir.
Yakılan şehirler gelir.
Yanlış değildir.
Ama eksiktir.
Çünkü tarihin en büyük barbarlıklarını çoğu zaman barbarlar yapmadı.
Medeni insanlar yaptı.
Yıkılan Şehirler Yeniden Kurulur
Bir barbar köye saldırır.
Bir şehri yağmalar.
Bir mabedi yıkar.
Zararı büyüktür.
Ama sınırlıdır.
Bir süre sonra hayat yeniden başlar. Yeni evler yapılır. Yeni şehirler kurulur. Yıkılan taşlar yerine konur.
Çünkü kaba barbarlık görünürdür. Ne yaptığı bellidir. Nereden geldiği bellidir. Hangi kapıdan içeri girdiği bellidir.
Asıl tehlikeli olan başka bir barbarlık türüdür.
O, şehirleri yıkmaz.
İnsanları yıkar.
Binaları değil, vicdanları boşaltır.
Ve bunu yaparken son derece kibar görünür.
Mühürlü Barbarlık
Tarih boyunca birçok büyük kötülük kanunlara uygun şekilde yapılmıştır.
Bir imza ile…
Bir mühür ile…
Bir yönetmelikle…
Bir protokolle…
Masanın başında oturan insanlar milyonların hayatını değiştirmiştir.
Hem de seslerini yükseltmeden.
Bir insanı öldürmek barbarlıktır.
Peki bir insanı yaşarken değersiz hissettirmek nedir?
Bir köyü yakmak barbarlıktır.
Peki bir neslin hayallerini söndürmek nedir?
Bir mabedi yıkmak barbarlıktır.
Peki bir toplumun anlam duygusunu yok etmek nedir?
Modern barbarlık çoğu zaman ateşle değil, evrakla gelir. Kılıçla değil, karar metniyle. Bağırarak değil, usulüne uygun şekilde.
Modern Barbarın Kıyafeti
Modern çağın barbarı bağırmaz.
Sessizdir.
Kılıç taşımaz.
Dosya taşır.
At üstünde dolaşmaz.
Makam arabasında dolaşır.
Kaba değildir.
Çok naziktir.
Ama nezaketinin içinde merhamet yoktur.
İnsanlık uzun süre barbarlığı kabalık zannetti. Oysa kabalık çoğu zaman dürüsttür. Ne olduğunu saklamaz.
Asıl tehlikeli olan, kötülüğün nezaketle birleşmesidir.
Çünkü insan en çok orada yanılır.
Saygın Görünen Kötülük
Bir tüccar düşünün.
İnsanlara zarar verdiğini biliyor. Ama kanunlara uygun hareket ediyor.
Bir siyasetçi düşünün.
Toplumun geleceğini zayıflatıyor. Ama bütün konuşmaları çok şık.
Bir akademisyen düşünün.
Hakikati aramıyor. Ama bütün unvanlara sahip.
Bir gazeteci düşünün.
Gerçeği değil, algıyı satıyor. Ama son derece saygın görünüyor.
İşte medeniyetlerin çöküşü böyle başlar.
Barbarlar kapılardan girmez.
Kurumlara yerleşirler.
Ve çoğu zaman onları alkışlayarak içeri alırız.
Çünkü barbarlığı yanlış yerde ararız.
Nezaket Artarken Vicdan Azalabilir
Bir toplumda nezaket artabilir.
Fakat vicdan azalabilir.
Eğitim artabilir.
Fakat hikmet azalabilir.
Refah artabilir.
Fakat insanlık azalabilir.
Bunlar birlikte mümkündür.
Hatta tarih bunun örnekleriyle doludur.
Toplumların en tehlikeli dönemleri fakir oldukları zamanlar değildir. Kendilerini kusursuz zannettikleri zamanlardır.
Çünkü kusurunu gören toplum tedavi arar.
Kendisini medeniyetin zirvesi sanan toplum ise hastalığını fark edemez.
Medeniyet Ahlak Garantisi Değildir
Medeniyet insanı daha güçlü yapabilir.
Daha zengin yapabilir.
Daha bilgili yapabilir.
Ama kendiliğinden daha ahlaklı yapmaz.
Ahlak ayrı bir terbiyedir.
Vicdan ayrı bir eğitimdir.
Merhamet ayrı bir medeniyettir.
Bu yüzden bir toplumun gelişmişliği yalnızca kurumlarının gücüyle, şehirlerinin düzeniyle ya da ekonomisinin büyüklüğüyle ölçülemez.
Asıl ölçü, insanı ne kadar araçsallaştırdığıdır.
Çünkü insanın değeri korunmuyorsa, geriye kalan bütün medeniyet iddiaları süslü bir kabuktan ibarettir.
Kravatlı Barbarlık
Velhasıl…
Barbarlık kıyafet meselesi değildir.
Üslup meselesi de değildir.
Barbarlık, insanı araç haline getirmektir.
İnsan ruhunu değersizleştirmektir.
Ve bunu bazen ilkel insanlar yapar.
Fakat çoğu zaman takım elbiseli insanlar yapar.
Bu yüzden tarihin en tehlikeli barbarları, ormanlardan çıkanlar değil; kendilerini medeniyetin sahibi zannedenlerdir.
Ve çoğu zaman kravat takarlar.
