Dünya Adaletle Değil, Güçle Dönüyor
İnsanlar dünyayı adaletin yönettiğini düşünmek isterler.
Çünkü bu düşünce huzur verir.
İyilerin kazanacağını, haklıların yükseleceğini, mazlumların korunacağını, zalimlerin cezalandırılacağını düşünmek isterler.
Fakat dünya böyle işlemez.
Dünya adaletle dönmez.
Dünya güçle döner.
Bu söz birçok insana sert gelir. Hatta bazılarına ahlaksızca görünür. Fakat hakikatin hoşumuza gidip gitmemekle ilgisi yoktur.
Hakikat çoğu zaman konforlu değildir.
Ama gerçektir.
Haklı Olmak Yetmez
Bir devlet düşünün.
Ordusu yok. Ekonomisi zayıf. Teknolojisi geri. Diplomasisi etkisiz.
Ama son derece haklı.
Ne olur?
Haklı kalır.
Başka bir şey olmaz.
Çünkü uluslararası sistemde haklı olmakla güçlü olmak aynı şey değildir. Hatta çoğu zaman birbirinden tamamen farklı şeylerdir.
Tarihte nice milletler haklıydı ama kaybettiler. Nice milletler haksızdı ama kazandılar.
Bu durum insanların hoşuna gitmez.
Fakat tarih, insanların hoşuna gitsin diye yazılmaz.
Tarih olanı anlatır.
Olması gerekeni değil.
Adalet Güç İster
Peki o zaman adalet önemsiz midir?
Hayır.
İşte çoğu insanın düştüğü hata burada başlar.
“Dünya güçle dönüyor” demek, “adalet gereksizdir” demek değildir.
Tam tersine, adaleti koruyabilmek için güç gerekir.
Gücü olmayan adalet, çoğu zaman bir temenniden ibarettir.
Bir mahkeme düşünün. Karar veriyor ama kararını uygulayacak gücü yok. O kararın anlamı nedir?
Bir polis düşünün. Haklıyı biliyor ama müdahale edecek kudreti yok. Ne değişir?
Bir devlet düşünün. Doğruyu savunuyor ama sınırlarını koruyamıyor. Kaç gün ayakta kalabilir?
Belki de insanlığın en büyük yanılgılarından biri, adalet ile gücü birbirinin zıddı zannetmesidir.
Oysa bunlar düşman değildir.
Birbirinin eksik tarafıdır.
Adalet yön verir.
Güç hareket ettirir.
Adalet pusuladır.
Güç gemidir.
Pusulasız gemi kaybolur. Gemisiz pusula ise hiçbir yere gidemez.
Gücü Örgütleyebilmek
Batı’nın yükselişini sadece bilimle açıklayanlar eksik konuşuyor.
Sadece sömürgecilikle açıklayanlar da eksik konuşuyor.
Batı’nın asıl başarısı, gücü örgütleyebilmesidir.
Ekonomik gücü, askerî gücü, teknolojik gücü, bilgi gücünü ve kurum gücünü aynı hedef doğrultusunda kullanabilmesidir.
Dünya onların haklı olduğunu düşündüğü için değil; güçlü olduklarını gördüğü için onların etrafında şekillendi.
Uluslararası ilişkilerde “dostluk yoktur” denir.
Bu söz de eksiktir.
Dostluk vardır.
Ama dostluk da güç dengeleri içinde yaşar.
Devletlerin duyguları yoktur; çıkarları vardır. Milletlerin hatıraları vardır; devletlerin hesapları.
Bu yüzden diplomasi, insanların sandığı gibi yalnızca nezaket sanatı değildir.
Diplomasi, gücü yönetme sanatıdır.
Adalet ve Güç Dengesi
Küçük devletler adaletten konuşur.
Büyük devletler güçten.
En büyük devletler ise ikisini birlikte konuşur.
Çünkü bilirler ki sadece güç korku üretir. Sadece adalet ise sonuç üretmez.
Kalıcı olan, güce adalet kazandırmak ve adalete güç kazandırmaktır.
Bugün dünyada birçok toplum mazlum olmayı erdem zannediyor.
Bu da büyük bir yanılgıdır.
Mazlum olmak erdem değildir.
Mazluma yardım etmek erdemdir.
Kimse güçsüz olduğu için övülmez. Övülmesi gereken şey, güçlü olduğu halde adil kalabilmektir.
Çünkü güç insanı sınar.
Güçsüzlük ise insanı saklar.
Mağduriyetten Güce
Bir millet sürekli mağduriyet anlatıyorsa dikkat etmek gerekir.
Çünkü mağduriyet bazen hakikattir.
Bazen de tembelliğin bahanesidir.
Tarihte büyük milletler mağduriyet üzerine yükselmediler. Güç üzerine yükseldiler. Sonra o gücü nasıl kullanacaklarına karar verdiler.
Türkiye’nin önündeki mesele de budur.
Sürekli haklı olduğunu anlatan bir ülke mi olacağız?
Yoksa haklı olduğu kadar güçlü de olan bir ülke mi?
Çünkü dünya haklıları dinlemez.
Güçlü haklıları dinler.
Acı ama gerçek budur.
Güç Yön Bilmez
Velhasıl…
Dünya adaletle dönmüyor.
Güçle dönüyor.
Fakat insanlığı kurtaracak olan da tek başına güç değildir.
Çünkü güç yön bilmez. Adalet olmadan güç zorbalığa dönüşür. Güç olmadan adalet ise bir duadan ibaret kalır.
Mesele “adalet mi, güç mü?” sorusu değildir.
Asıl mesele şudur:
Adaleti taşıyabilecek kadar güçlü,
gücü sınırlandırabilecek kadar adil olabilmek.
