Modern İnsan Neden Yoruldu?
İnsanlar çok çalıştıkları için yorulduklarını zannediyor.
Bundan emin değilim.
Hatta insanlık tarihinin en az fiziksel emek harcayan nesillerinden biri belki de bizim neslimiz.
Bir çiftçi dedemizin hayatını düşünün. Bir madenciyi düşünün. Bir demir ustasını. Bir hamalı. Bir askeri.
Onların bir günde harcadığı fiziksel enerjiyi bugün çoğumuz bir haftada harcamıyoruz.
Ama ilginçtir.
Onlar bizden daha az şikâyet ediyorlardı.
Biz ise tarihin en yorgun nesliyiz.
Neden?
İnsanı Yoran Şey İş Değildir
Çünkü insanı yoran şey çoğu zaman iş değildir.
Belirsizliktir.
İnsan kaslarını kullanınca yorulur. Ama dinlenince toparlanır.
Zihin öyle değildir.
Zihin ihtimallerle yorulur.
Eskiden insanların hayatı daha zordu. Ama daha sadeydi. Bugün hayat daha kolay. Ama daha karmaşık.
Eskiden insanın önünde birkaç yol vardı.
Bugün binlerce yol var.
Eskiden insan ne olacağını merak ederdi.
Bugün ne olamadığını düşünüyor.
Modern Yük Sırtta Değil, Kafadadır
Modern insanın en büyük yükü sırtında değildir.
Kafasındadır.
Her gün yüzlerce insanla kendini kıyaslıyor. Yüzlerce hayat görüyor. Yüzlerce başarı hikâyesi, yüzlerce mutluluk gösterisi, yüzlerce kusursuz hayat…
Sonra dönüp kendi hayatına bakıyor.
Ve eksik hissediyor.
İnsanlık tarihinde hiçbir nesil bu kadar çok insanı aynı anda görmedi.
Bu yüzden hiçbir nesil kendini bu kadar çok yargılamadı.
Bir zamanlar insanlar köylerindeki en başarılı kişiyi tanıyordu. Bugün dünyanın en başarılı insanlarını görüyorlar.
Bir zamanlar insanlar kendi gerçeklikleri içinde yaşıyordu. Bugün başkalarının vitrinlerinde yaşıyorlar.
Modern insan çalışmaktan çok karşılaştırmaktan yoruluyor.
Sahip olmadıklarını düşünmekten…
Yetişememekten…
Geç kalmaktan…
Bir şeyleri kaçırmaktan…
Çağımızın görünmeyen hastalığı budur:
Sürekli eksik hissetmek.
Seçenek Çokluğu ve Kaygı
İlginçtir.
İnsanlar daha fazla seçeneğin daha fazla özgürlük getireceğini düşündüler.
Olmadı.
Daha fazla seçenek, daha fazla kaygı getirdi.
Bir restoranda üç yemek varsa kolay karar verirsiniz. Üç yüz yemek varsa zorlanırsınız.
Hayat da böyledir.
Seçenek arttıkça yalnızca özgürlük değil, yük de artar.
Çünkü her tercih, aynı zamanda yüzlerce ihtimalden vazgeçmektir.
Modern insan sadece yaşadığı hayattan sorumlu değil artık.
Yaşayamadığı bütün hayatlardan da kendisini sorumlu hissediyor.
Belki de bu yüzden yoruluyor.
Hayatı Yönetmeye Çalışmak
Bir başka mesele daha var.
Eskiden insanlar hayatlarını yaşıyorlardı.
Bugün hayatlarını yönetmeye çalışıyorlar.
Verimlilik.
Performans.
Kişisel gelişim.
Zaman yönetimi.
İlişki yönetimi.
Duygu yönetimi.
Kariyer yönetimi.
Hayat adeta bir şirket gibi yönetilmeye çalışılıyor.
İnsan da kendi kendisinin müdürü oluyor.
Fakat insan müdür olmak için yaratılmadı.
İnsan yaşamak için yaratıldı.
Belki de modern çağın en büyük yanılgısı budur:
Hayatı optimize etmeye çalışıyoruz.
Yaşamayı unutuyoruz.
Anlam Yorgunluğu
Dikkat edin.
Bugün insanların çoğu yalnızca mutsuz oldukları için yorgun değil.
Yorgun oldukları için mutsuz da değil.
Daha derinde bir şey var:
Anlam yorgunluğu.
Niçin koştuklarını unutuyorlar. Niçin çalıştıklarını unutuyorlar. Niçin yaşadıklerini unutuyorlar.
İnsan anlamını kaybedince küçük işler büyük yük haline gelir.
Ama anlamını bulunca büyük yükler bile hafifler.
Bu yüzden aynı işi yapan iki insanın yorgunluğu aynı değildir. Biri yük taşır. Diğeri anlam taşır.
Aradaki fark hayatı değiştirir.
Kendisi Olmaktan Yorulmak
Velhasıl…
Modern insanın asıl problemi çok çalışmak değildir.
Çok düşünmektir.
Çok kıyaslamaktır.
Çok ihtimal taşımaktır.
Çok seçenek arasında kalmaktır.
Ve belki de en çok, kendisi olmaktan yorulmaktır.
Çünkü çağımız insana sürekli yeni bir kimlik kurmasını söylüyor. Daha başarılı ol. Daha görünür ol. Daha fit ol. Daha üretken ol. Daha mutlu görün. Daha farklı ol.
İnsan da her gün yeniden kendisini taşımaya çalışıyor.
Ama bazı yorgunluklar bedenden gelmez.
Ruhun omuzlarından gelir.
