İslam Dünyasını Din Değil, Devlet Fakirleştirdi

Zeki Sertan Çelik

Zeki Sertan Çelik

Yazar

İslam Dünyasını Din Değil, Devlet Fakirleştirdi

İslam dünyasının geri kalmışlığını açıklamak isteyenlerin en sevdiği cümlelerden biri şudur:

“Problem İslam’da.”

Bunu yıllardır duyuyoruz.

Özgürlük yoksa sebebi İslam. Demokrasi gelişmemişse sebebi İslam. Bilim gerilemişse sebebi İslam. Ekonomi zayıfsa sebebi İslam.

Kolay bir açıklama.

Fakat kolay açıklamalar çoğu zaman doğru değildir.

Çünkü aynı İslam bir zamanlar dünyanın en büyük şehirlerini kurdu. En güçlü ticaret ağlarını oluşturdu. En gelişmiş eğitim kurumlarını meydana getirdi. Bilimde, matematikte, tıpta ve astronomide insanlığın önünü açtı.

Eğer problem dinin kendisiyse, bu başarıları nasıl açıklayacağız?

Belki de yanlış soruyu soruyoruz.

Sorulması gereken soru şudur:

İslam dünyası ne zaman gerilemeye başladı?

Ve daha önemlisi:

Neyi kaybetmeye başladı?


Cevap Saraylarda Değil, Vakıflarda

Birçok insan cevabı saraylarda arıyor.

Ben cevabın vakıflarda saklı olduğunu düşünüyorum.

Bugün demokrasiyi yalnızca seçim zannedenler için bu garip gelebilir. Fakat demokrasi sandıktan önce başlar.

Sandık onun son aşamasıdır.

Bir toplumun gerçek gücü seçim günü ortaya çıkmaz. Seçim gününden önce ortaya çıkar.

İnsanların kendi kurumlarını kurabildiği yerde…

Devlete muhtaç olmadan örgütlenebildiği yerde…

Kendi okulunu, hastanesini, yardım mekanizmasını oluşturabildiği yerde…

Demokrasi filizlenmeye başlar.

Çünkü demokrasi yalnızca oy kullanmak değildir. Toplumun kendi kendini taşıyabilme kabiliyetidir.


Vakıf Bir Hayır Kurumu Değildi

İslam medeniyeti bunu asırlar boyunca başardı.

Vakıf dediğimiz kurum yalnızca bir hayır kuruluşu değildi.

Bir medeniyet mekanizmasıydı.

Bir özgürlük alanıydı.

Bir güç dağıtım sistemiydi.

Bugün birçok insan Osmanlı’yı saray üzerinden okuyor. Oysa Osmanlı’nın asıl sırrı yalnızca sarayda değil, vakıflardaydı.

Bir şehir düşünün.

Okulunu devlet yapmıyor. Hastanesini devlet yapmıyor. Aşevini devlet yapmıyor. Köprüsünü devlet yapmıyor. Kütüphanesini devlet yapmıyor.

Bunların önemli bir kısmını toplum kendi kaynaklarıyla yapıyor.

İşte bu yalnızca sosyal yardım değildir.

Bu aynı zamanda siyasal özgürlüktür.

Çünkü ekonomik olarak tamamen devlete bağımlı hale gelen toplumlar, zamanla siyasal olarak da bağımlı hale gelirler.

Ekmeğini devletten alan toplum, bir süre sonra itiraz hakkını da kaybetmeye başlar.


Devlet Büyüdü, Toplum Küçüldü

Modern İslam dünyasının yaşadığı büyük kırılma tam burada gerçekleşti.

  1. yüzyıldan itibaren devlet büyüdü. Merkez güçlendi. Bürokrasi genişledi.

Vakıflar küçüldü.

Dernekler küçüldü.

Ara kurumlar zayıfladı.

Toplum ile devlet arasındaki doğal denge bozuldu.

Bugün birçok insan otoriterliği liderlerde arıyor. Elbette liderler önemlidir. Fakat mesele liderlerden daha derindir.

Mesele kurumlardadır.

Çünkü devlet ile toplum arasındaki denge bozulduğunda, en iyi niyetli siyaset bile zamanla merkezileşir. Toplum kendi kendini taşıyamaz hale geldikçe, devlet her alana girmeye başlar.

Ve devlet her alana girdikçe, toplum daha da küçülür.


Demokrasi Sandıktan Önce Başlar

Alexis de Tocqueville’in çok önemli bir tespiti vardır:

Demokrasiyi ayakta tutan şey yalnızca seçimler değildir. İnsanların bir araya gelebilme kabiliyetidir. Dernek kurabilmeleridir. Vakıf kurabilmeleridir. Ortak amaçlar etrafında örgütlenebilmeleridir.

Devlet ile birey arasında hiçbir ara kurum kalmadığında ortaya iki şey çıkar:

Ya kaos…

Ya despotizm…

İslam dünyası uzun yıllardır ikinci problemi yaşıyor.

Çünkü devlet büyüdü.

Toplum küçüldü.

Bürokrasi büyüdü.

Sivil alan küçüldü.

Merkez büyüdü.

Çevre küçüldü.

Bu yüzden özgürlük yalnızca anayasa maddesiyle gelmez. Özgürlük, toplumun kendi kurumlarını kurabilmesiyle ve devlete mahkûm olmadan yaşayabilmesiyle güçlenir.


Sivil Alan Kurursa Demokrasi Zayıflar

Bugün birçok ülkede insanlar özgürlük istiyor.

Demokrasi istiyor.

Refah istiyor.

Ama çoğu zaman yanlış yerden başlıyorlar.

Demokrasi anayasa maddesi değildir.

Kültürel ve kurumsal bir alışkanlıktır.

Güçlü vakıflar olmadan…

Güçlü dernekler olmadan…

Güçlü odalar olmadan…

Güçlü sendikalar olmadan…

Güçlü sivil toplum olmadan…

Demokrasi yalnızca seçim günlerinden ibaret kalır.

Sandık gelir.

Oy kullanılır.

Kazanan çıkar.

Fakat toplum güçlü değilse, seçimin ürettiği siyasal sonuç özgür bir toplumsal düzene dönüşemez.


Mesele Din Değil, Denge Meselesidir

Bu yüzden İslam dünyasının meselesi sanıldığı gibi din meselesi değildir.

Asıl mesele, devlet ile toplum arasındaki dengenin bozulmasıdır.

Bugün bölgemizde birçok insan daha fazla demokrasi arıyor.

Belki de önce daha fazla sivil toplum aramalıyız.

Daha fazla vakıf…

Daha fazla dernek…

Daha fazla toplumsal inisiyatif…

Daha fazla özerklik…

Çünkü gerçek demokrasi sandıkta başlamaz. Sandığa gelene kadar geçen süreçte başlar.

Ve güçlü toplumların sırrı yalnızca güçlü devletler değildir.

Devleti dengeleyebilen güçlü kurumlardır.


Güçlü Toplumun İçinden Özgür Millet Çıkar

Velhasıl…

İslam dünyasını fakirleştiren şey din değildir.

Toplumu devlete mahkûm eden merkeziyetçi anlayıştır.

Demokrasiyi zayıflatan şey inanç değildir.

Sivil alanın kurumasıdır.

Bugün yeniden güçlenmek istiyorsak, yalnızca ekonomiyi değil; toplumun kendi ayakları üzerinde durabilme kabiliyetini de yeniden inşa etmek zorundayız.

Çünkü özgür milletler güçlü devletlerden doğmaz.

Güçlü toplumların içinden çıkar.

Etiketler:İnsan ve Cemiyet