Liyakat Bir Yönetim Meselesi Değil, Bir Ahlak Meselesidir

Zeki Sertan Çelik

Zeki Sertan Çelik

Yazar

Liyakat Bir Yönetim Meselesi Değil, Bir Ahlak Meselesidir

Liyakat denildiğinde insanların aklına genellikle yönetim gelir.

Devlet gelir. Kamu kurumları gelir. Atamalar gelir. Sınavlar gelir.

Oysa liyakat bunlardan çok daha derin bir meseledir.

Liyakat, önce ahlak meselesidir. Sonra yönetim meselesi olur.

Çünkü bir toplumda ahlak bozulduğunda liyakat da bozulur. Liyakat dediğimiz şey aslında çok basit bir sorunun cevabıdır:

Bir işi en iyi kim yapabilir?

Normal şartlarda bu sorunun cevabı da basittir.

İşi bilen. Çalışan. Üreten. Kendini geliştiren. Sorumluluk taşıyan.

Fakat insan nefsi bu kadar basit işlemez. İnsan çoğu zaman ehil olanı değil, kendisine yakın olanı tercih eder. Hak edeni değil, tanıdığı kişiyi. Doğru olanı değil, işine geleni.

İşte liyakat krizi tam burada başlar.

Çünkü liyakatin düşmanı yalnızca cehalet değildir.

Asıl düşmanı menfaattir.


Sadakat Ödüllendirilince Liyakat Ölür

Bir toplumda insanlar ehliyeti değil sadakati ödüllendirmeye başladığında liyakat sessizce ölür.

İlk bakışta sorun görünmez. Çünkü sistem çalışıyor gibi görünür. Kurumlar yerindedir. Makamlar doludur. Toplantılar yapılır. Kararlar alınır.

Fakat görünmeyen bir çürüme başlamıştır.

Çünkü görevlere en uygun insanlar değil, en uygun görülen insanlar getirilmektedir.

Aradaki fark küçüktür. Ama sonucu büyüktür.

Liyakat kaybolduğunda önce kalite düşer. Sonra verim düşer. Sonra güven düşer. En sonunda adalet duygusu çöker.

Çünkü insanlar şunu düşünmeye başlar:

“Çalışmanın ne anlamı var?”

“Emek vermenin ne anlamı var?”

“Hak etmek önemli değilse neden gayret edeyim?”

İşte bir toplumun enerjisi burada tükenir.

Asıl yıkım ekonomiyle başlamaz. Moral çöküşle başlar.

İnsanlar gayret etmekten vazgeçtiğinde devlet ne kadar güçlü görünürse görünsün zayıflamaya başlamıştır.


Liyakat Herkesi İlgilendirir

Liyakat yalnızca yöneticileri ilgilendirmez.

Öğretmeni ilgilendirir. Doktoru ilgilendirir. Hâkimi ilgilendirir. İşçiyi ilgilendirir. Sanatçıyı ilgilendirir. Siyasetçiyi ilgilendirir.

Bir toplumda herkes bulunduğu yeri hak etmeye çalışıyorsa orada liyakat kültürü vardır.

Herkes bulunduğu yeri korumaya çalışıyorsa orada statü kültürü vardır.

Aralarındaki fark, sadece yönetim farkı değildir.

Medeniyet farkıdır.

Çünkü liyakat kültürü insanı geliştirir. Statü kültürü ise insanı korumacı, korkak ve vasat hale getirir. Liyakat kültüründe insan kendini aşmaya çalışır. Statü kültüründe insan bulunduğu yeri kaybetmemeye çalışır.


Yanlış Ödüllendirme Sistemi

Bugün birçok toplumun problemi yalnızca kötü insanlar değildir.

Asıl problem, yanlış ödüllendirme sistemidir.

İyi insan cezalandırılırken vasat insan ödüllendiriliyorsa, bir süre sonra iyi insanlar yorulur. Vasatlar çoğalır. Ortalama düşer.

Bu düşüş sadece kurumların performansını etkilemez. Toplumun ahlaki iklimini de bozar.

Çünkü insanlar neyin değer gördüğüne bakar. Çalışmak mı değer görüyor? Sadakat mi? Üretmek mi? Yakınlık mı? Hak etmek mi? İtaat etmek mi?

Bir toplum neyi ödüllendiriyorsa, zamanla onu çoğaltır.

Vasatı ödüllendiren toplum vasatı çoğaltır. Ehliyeti ödüllendiren toplum kaliteyi yükseltir.


Liyakat Vicdan Meselesidir

Bu yüzden liyakat yalnızca teknik bir mesele değildir.

Vicdan meselesidir. Ahlak meselesidir. Hak teslim etme meselesidir.

Çünkü liyakat aslında şunu söyler:

İnsanları kim olduklarına göre değil, ne ortaya koyduklarına göre değerlendir.

Bu ilke kaybolduğunda adalet de kaybolur. Adalet kaybolduğunda güven kaybolur. Güven kaybolduğunda millet çözülmeye başlar.

Bir toplumda insanlar haklarının teslim edileceğine inanmıyorsa, orada ortak gelecek duygusu zayıflar. İnsanlar çalışmak yerine yol aramaya, üretmek yerine ilişki kurmaya, gelişmek yerine korunmaya yönelir.

Ve bu, bir toplumun en büyük kaybıdır.


Bir Medeniyet Ahlakı Olarak Liyakat

Güçlü devletin ilk şartı büyük binalar değildir.

Büyük bütçeler değildir.

Büyük projeler de değildir.

Güçlü devletin ilk şartı, doğru insanların doğru yerlere gelebilmesidir.

Çünkü liyakat bir yönetim tekniği değil, bir medeniyet ahlakıdır.

Bir toplum liyakati sadece kurumlarında değil, vicdanında da yaşatabildiği ölçüde yükselir.

Ve belki de bütün mesele şudur:

Hak edeni öne çıkarabilmek, hakikati öne çıkarabilmenin ilk adımıdır.

Etiketler:Siyaset ve Devlet Tasavvuru